İNSANIN DNA’DA KAYITLI İNŞA PLANI

Bir evin inşasına başlamadan evvel, öncelikle söz konusu binanın mimari bir planı hazırlanır. Bu planın gerçekleştirilmesine başlanmadan önce ise inşaatta kullanılacak malzemelerin belirlenmesi ve temin edilmesi gerekir. Farklı boyutlarda ve biçimlerde tahtalar, çiviler, yalıtım malzemeleri, kiremitler, pencereler, kapılar, elektrik kabloları, borular ve daha pek çok malzeme, belli bir amaca yönelik hazırlanır. Bu malzemeler gelişigüzel kullanılmaz; aynı şekilde inşaatta çalışan işçiler de kendi karar ve isteklerine göre hareket etmezler. Aksine herşey belli bir plan doğrultusunda ve bir denetim altında gerçekleşir. İnşaat süresince işçilerin önce neyi yapacakları, hangi malzemeleri hangi sırayla ve hangi miktarda kullanacakları da bellidir. Örneğin duvarlar ve çatının inşasından evvel binanın temeli atılmalı, tesisat ve kablolama ise daha sonra yapılmalıdır. Tüm bu aşamalar kapsamlı bir planın parçalarıdır.
Şimdi yukarıda bahsettiğimiz kapsamlı planın gözle görülmeyen bir boyutta şifrelenerek saklandığını düşünelim.

İnsan vücudu bir yapıya benzetilecek olursa, vücudun en ince ayrıntısına kadar eksiksiz plan ve projesini de DNA molekülü teşkil eder. DNA inşa edilecek binanın hem malzemelerinin nasıl imal edileceği, nerelerde ne kadar kullanılacağı hem de binanın tamamının nasıl görüneceği ve nasıl hizmet vereceği gibi bütün teknik ayrıntılara sahiptir.

İnsanın anne karnındaki ve doğumundan sonraki gelişmelerinin hepsi önceden belirlenmiş bu program çerçevesinde düzenlenir. İnsanın gelişimindeki bu kusursuz düzenleme Kuran'da şöyle ifade edilmektedir:

İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.' (Kıyamet Suresi, 36-38)

Daha anne karnında yeni döllenmiş bir yumurta hücresi halinde iken, insanın ileride sahip olacağı bütün özelliklerini Allah belirlemiş ve "bir düzen içinde" DNA'sına yerleştirmiştir. Sahip olacağı göz rengi, kan grubu, yüz şekli, kemik yapısı gibi bütün özellikler dokuz ay öncesinden, yani daha tek bir hücre halindeyken kodlanmış bir planla bellidir.



Yukarıdaki şemada anneye ait yumurta hücresi ile babadan gelen sperm hücrelerinin gelişim aşamaları görülmektedir. Ayrıca resimde sperm ve yumurtanın taşıdıkları, genetik bilgi paketleri olan kromozomların aktarımları da gösterilmektedir.

Anne ve babadan gelen kromozomlar, insanın ileride sahip olacağı bütün özellikleri belirler. Daha anne karnında yeni döllenmiş bir yumurta hücresi halinde iken, kişinin sahip olacağı göz rengi, kan grubu, yüz şekli, kemik yapısı gibi bütün özellikler belirlidir.

Yumurta hücresi ilk döllendiği andan itibaren, büyüyen embriyo hücrelerini insan görünümüne sokan tüm biyokimyasal, fiziksel gelişmelerle ilgili olayların her biri DNA'daki projenin denetimi altında gerçekleşir. Prof. Phillip E. Johnson bu sistemdeki kusursuzluktan şöyle bahsetmektedir:

Döllenmiş yumurtadaki talimatlar, embriyonik gelişimi başlangıcından itibaren kontrol eder ve belli bir sonuca ulaşmasını sağlar. Bu "eksiksiz talimatlar kümesi" fizik ve kimyanın maddi işlemlerini kullanır, ama o işlemler tarafından üretilmiş değildir. Aynı şekilde, bir bilgisayardaki yazılım da bir kelime işletim dokümanı oluşturmak için doğal işlemleri kullanır, ama yazılımın akıllı bir fail tarafından yazılması gerekir. . Phillip E. Johnson, Evrim Duruşması, Gelenek Yayıncılık, İstanbul, Aralık 2003, çev: Orhan Düz, s. 111

Üstelik bir insanın inşa planı, malzemelerin üretimini, malzemelerin üretileceği tesislerin yapımını, enerji santrallerinin kurulmasını da kapsamaktadır. Dolayısıyla insan vücudundaki bu planın eş değeri bir benzetme yapmak gerçekte mümkün değildir. Çünkü hangi örnek üzerinden düşünürsek düşünelim, yine de hücredeki komplekslik yanında yetersiz kalacaktır. Gerald L. Schroeder bu kompleksliğin ayrıntılarında gizli olan olağanüstülüğe şöyle dikkat çekmektedir:

Hayatın oluşumunun hayranlık veren güzelliği ayrıntılarda gizlidir. İnsan bütün bu detayları görmezden geldiği zaman, sütün doğal olarak konteynırlardan geldiğini düşünebilir ve bunun, çimenler üzerinde parıldayan Güneş'le başlayan bir sürecin ürünü olduğunu hiç hesaba katmayabilir.

Hamilelikteki aşamaların her biri, kompleks bir düzenliliğe sahip, bu süreç içerisine inşa edilmiş aklın ipuçlarıdır. Gerald L. Schroeder, The Hidden Face of God, Free Press, New York, 2001, ss. 79-80
Hücrenin yapı taşlarını oluşturan cansız, şuursuz atomların plan yapması, proje belirlemesi, şifre yazması, şifre çözmesi, çok aşamalı tedbirler alması, bilginin korunması için sistem kurması ve bunun gibi diğer pek çok şeyi yapması mümkün değildir. Materyalist ve Darwinist dogmalardan bağımsız düşünebilen herkes, böylesine bir düzenin kendi kendine oluşamayacağını, aksine çok üstün bir aklın -Yüce Rabbimiz'in- eseri olduğunu takdir edecektir. Allah'ın dilemesiyle cansız topraktaki elementler, canlı bir insan inşa etmek üzere biraraya gelmekte ve kusursuz bir koordinasyonla kendilerine verilen görevi yerine getirmektedir. Kuran'da Allah şöyle bildirmektedir:

Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. (Secde Suresi, 7)



Bir yumurtanın spermle döllenmesi, yeni bir insan hayatının ilk başlangıcıdır. Birleşime katılan binlerce genin her birinin çok özel işlevleri vardır. Bunlar yeni doğacak bebeğin saç ve göz rengini, yüzünün biçimini, iskelet çatısındaki, iç organlardaki, beyin, sinirler ve kaslardaki sayısız ayrıntıyı belirleyen genlerdir.

Genetik Bilgiler Birleşiyor

Bir yumurtanın spermle döllenmesi, yeni bir insan hayatının ilk başlangıcıdır. Sperm ve yumurta hücreleri karşılaştıklarında, yüzeylerindeki moleküllerin karşılıklı olarak birbirlerine tam oturması sayesinde, biyolojik olarak birbirlerini tanırlar. Söz konusu moleküller birbirlerine kilitlenirler ve sperm hücreleri yumurtanın yumuşak kabuğuna bağlanır. Sperm hücreleri bunun ardından yumurtaya girmek için mücadele etmeye başlar.

Milyonlarca sperm arasından sonuçta sadece bir tanesi başarılı olur. Her birinin kendine ait genetik programı vardır ve bebeğin cinsiyeti de dahil olmak üzere, her bir sperm diğerlerinden birçok yönden farklıdır. Bebeğin cinsiyetini belirleyen genetik mesajı, babanın spermi taşıdığı için, hangi sperm diğerlerinden öne geçip yumurtaya girebilirse cinsiyeti o belirleyecektir. Başarılı olan sperm hücresinin, kuyruğu ve tüm parçalarıyla yumurtanın içine dahil olduğu ana da "döllenme" denilir. İşte bu aşamaların her biri, Allah'ın kaderde tespit ettiği şekilde gelişir. Allah ayetlerinde bu gerçeği insanlara şöyle bildirir:

Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)

Babadan gelen sperm hücresi, annenin yumurta hücresini döllediğinde, doğacak bebeğin bütün kalıtsal özelliklerini belirlemek üzere, babanın ve annenin genleri birleşir. Birleşime katılan binlerce genin her birinin çok özel işlevleri vardır. Bunlar yeni doğacak bebeğin saç ve göz rengini, yüzünün biçimini, iskelet çatısındaki, iç organlardaki, beyin, sinirler ve kaslardaki sayısız ayrıntıyı belirleyen genlerdir.



Erkeklerde sperm oluşumu, ana sperm hücrelerinin (spermatogonyum) bölünmesi ile gerçekleşir. Üreme hücreleri daha ilk bölünmeye başladıkları andan itibaren bir denetim altında hareket ederler. Her bir sperm babadan gelecek genetik bilgiyi taşır. Bu düzen neticesinde, sperm ile yumurta birleştiklerinde oluşan yeni hücrede, insanın hayatının sonuna kadar her hücresinde şifresini taşıyacağı DNA molekülünün ilk kopyası oluşur.


Milyonlarca spermden sadece bir tanesi yumurtanın koruyucu kabuğunu delmeyi başarır. Son aşamada spermin kuyruk kısmı koparak dışarıda kalır. Böylece döllenme gerçekleşmiştir. Bunun ardından, yeni bir bedenin inşası başlayacaktır.

Sperm ile yumurta birleştiklerinde oluşan bu yeni hücrede, insanın hayatının sonuna kadar her hücresinde şifresini taşıyacağı DNA molekülünün de ilk kopyası oluşmuş olur. Ünlü kimyager Prof. Wilder Smith yumurta hücresinde sergilenen mükemmelliği şöyle vurgulamaktadır:

İnsan spermi ve yumurtası içerisindeki çifte sarmal sistemi, insan vücudunun tümüyle sentezlenmesi için inşa talimatlarını şifrelenmiş halde bulundurur. Alfabe sistemimiz kullanılarak insanın genetik bilgisi kağıt üzerine yazılırsa, her biri 500 sayfadan meydana gelen 1.000 ciltlik eser meydana getirirler.

Bu da toplamda 500.000 sayfa bilgi demektir. Daha doğrusu bir toplu iğne ucu kadar insan yumurtasında 500.000 sayfalık bilgi ve kimyasal talimat bulunmaktadır. Bilgi saklama ve geri çağırma teknolojisinde yumurta ve genel anlamda hücre, minyatür bir harikadır. A. E. Wilder-Smith, The Natural Sciences: Know Nothing of Evolution, T. W. F. T. Publishers, ABD, s. 82

Bir sperm hücresinin, genetik bilgisini yumurta hücresine eklemesiyle beraber 1027 adet atom organize hale gelmektedir. Bu atomların olağanüstü bir düzenle birleşmesi sonucu, yeni doğacak bedenin gelişiminin bütün safhalarında gerekli olan tüm bilgiler de belirlenmiş olur. David S. Goodsell, Our Molecular Nature (Moleküler Doğamız) adlı kitabında genetik bilgilerin birleşimini şöyle tarif etmektedir:

Anne ve babada bu 46 şeritin yarısı bulunur, böylece hücrelerimizde birbirine benzer 23 şerit bulunmaktadır. Anne ve babadan gelen bilgilerin okunmasıyla, çocuklarda kalıtım yoluyla geçen karakter özellikleri zengin bir çeşitlilik meydana getirir... Örneğin anne babadan ikisi de tirozinaz (bir enzim) için gereken reçeteye sahip değilse, çocuk albino olacaktır. Burnun ve gözlerin şekli, vücut yapısı gibi diğer kişisel özellikler de, DNA üzerindeki farklı bölgelerin ortak hareketlerine bağlı olabilir ve anne babadan gelen özellikleri ustalıkla birleştirebilir.


Burada hayranlık verici olan, tüm canlılarda DNA üzerinde taşınan bilginin açık bir biçimde akıl içermesi ve yaratılış gerçeğini gözler önüne sermesidir. Ortaya çıkan yeni birey, tümüyle yeni bir genetik programa sahip olacaktır. Anne ve babadan gelen genetik bilgilerin birleşmesi tamamlandığı anda ise, yumurtanın bütünü birbirinin aynısı olan iki yeni hücreye bölünür.

İnsanın Yapı Taşı Olan Hücreler Oluşuyor

Bir yumurta ile bir spermin birleşmesiyle meydana gelen yapı, "zigot" adını alır ve tek bir hücreden ibarettir. "Embriyo", döllenmiş yumurta denilen ilk hücreden -zigottan- meydana gelir ve bir insan görünümü alması için, söz konusu ilk hücrenin çoğalması gereklidir. Hücre adeta yüksek bir şuurla, bir bilgisayar programı gibi bir program izleyerek bölünmeye başlar. DNA, zigot içerisinde kendisinin bir kopyasını çıkarır. Dolayısıyla hücrede DNA miktarı iki katına çıkmış olur. Bunun üzerine hücre derhal bölünmeye başlar. Bu DNA'lardan birisi bir hücreye giderken, diğer DNA ikinci hücreye aktarılır.

Böylelikle hücre ikiye bölünmüş olur. Bölünmeler ta ki anne karnında bir bebeğin meydana gelmesine dek sürer. Bu işlem o kadar çok tekrarlanır ki, ilk hücrenin, embriyo haline gelene kadar trilyonlarca kez bölünmesi gerekir.



Yumurta hücresi, 150 mikron (bir mikron milimetrenin binde biridir) büyüklüğünde bir yapıdır.  (solda) Yumurta ile spermin birleşmesiyle meydana gelen hücrenin, insan görünümü alması için, milyonlarca kez bölünerek çoğalması gerekir.

Embriyonun tamamının gelişimi, her bir hücrenin diğer hücrelerden aldığı ve onlara gönderdiği mesajlar yoluyla koordinasyon içinde gerçekleşir. Hücrelerin ortaklaşa bir uyum içinde çalışabilmesi, genetik talimatlar doğrultusunda aralarında sürekli moleküler bir diyalog olmasından kaynaklanır. Söz konusu talimatlar, bebeğin genetik programı içinde anne-babadan gelen hücrelerin birleştiği ilk gün oluşur. Bundan sonra hücre her bölündüğünde ve yeni iki hücre oluşturduğunda tüm genlerin tıpatıp aynı kopyası çıkartılır ve her yeni hücreye iletilir. Bu nedenle vücudumuzdaki her hücre kesinlikle aynı genlere sahiptir ve genetik programın tümünü barındırır.

Vücudumuzdaki tüm hücreler bulundukları yer farklı olsa da (örneğin böbrek, karaciğer ya da kol) aynı bilgiyi taşır. Fakat farklı hücre türleri, aynı bilgi bankasının farklı bölümlerini kullanır ve onlar doğrultusunda farklı görevler gerçekleştirirler. Tıpkı bilgisayarlarda olduğu gibi bilginin orijinali, ana işlem merkezinden -DNA üzerinden- taşınmaz. Bunun yerine kopyaları çıkartılır ve kopyalar gerekli yerlere taşınır.

İnsan hücreleri, yapısal olarak farklılık gösterirler. Örneğin karaciğer hücreleri, kas hücreleri ve sinir hücreleri farklı şekillerde olmalarının yanı sıra, aynı zamanda farklı proteinler üretirler ve çok farklı biyokimyasal işlevler gerçekleştirirler. Fakat hepsinde döllenmiş yumurtadan kalıtım yoluyla aldıkları tek bir çeşit DNA bulunmaktadır. Ama her hücre bu DNA'daki genetik bilginin farklı bölgelerini kullanır. Eğer hücreler aynı genetik bilginin farklı bölgelerini kullanmasalar ve tek tip hücre olarak çoğalsalardı, o zaman insan oluşmazdı. İnsan sadece kemik yığını veya sadece deri kütlesi gibi bir varlık olabilirdi. Ancak Rahman ve Rahim olan Allah "Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık." (Tin Suresi, 4) ayetiyle de bildirdiği gibi, bizi, estetik, simetrik ve üstün özelliklere sahip bir canlı olarak yaratmıştır.


Hücre Bölünmesi Devam Ediyor



Sekizinci haftaya gelindiğinde, resimde görüldüğü gibi, bütün temel kısımları belirginleşmiş olan embriyo, cenine dönüşür. Tüm bu gelişim, genlerde kayıtlı plan dahilinde gerçekleşir.

Hücre bölünmesi sırasında, her yeni hücre daha önce bahsettiğimiz bütün kompleksliğe sahiptir: DNA, mRNA, tRNA, ribozomlar, proteinler, enzimler vs. Tüm bunlardan saniyede yaklaşık beş bin tane üretilmektedir. Prof. Gerald Shroeder'in deyimiyle "Hayatın mucizevi doğası ayrıntılarda gizlidir." Gerald L. Schroeder, Tanrı'nın Saklı Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2003, s. 118 Sekizinci haftaya gelindiğinde ise bütün temel kısımları belirginleşmiş olan embriyo, cenine dönüşür. Bilim yazarı Dr. Jerry Bergman hücre bölünmesi ile ilgili bir makalesinde şunları ifade etmektedir:

Hücrenin bölünmesi gerektiğinde DNA'nın tüm uzunluğu boyunca ayrılması, kopyalanması ve yeni hücre için tekrar paketlenmesi gerekir. Hiç kimse hücrelerin bu topolojik (köşeli olmayan şekillerin geometrisi) sorunu nasıl çözdüğünü bilmemektedir. Nicholas Wade, "How Cells Unwind Tangled Skein of Life", The New York Times, October 21, 1997, Tuesday, s. F1

Hücrenin içinde her türlü sorun için, önceden düşünülmüş çözümler mevcuttur ve bunlar daha ilk hücrenin genetik bilgisinde kayıtlı bulunur. Şimdiye kadar anlattığımız örneklerden her biri, insanın kusursuz şekilde yaratıldığının apaçık delillerindendir. Yaratılıştaki mucizeler bir kitaba sığmayacak kadar fazladır.

Hücredeki şaşırtıcı olaylardan bir diğeri ise, genetik programın tamamının her an aktif durumda olmamasıdır. Normal olarak genetik bilginin tamamının kullanıma açık ya da kapalı olması beklenir. Ancak böyle bir durumda, her hücre yalnız kendi kopyasını üretir ve tek tip hücre yığını oluşurdu. Üretilen hücrelerin bu derece çeşitli olmalarının ve farklı görevlere sahip olmalarının nedeni, genlerin açılıp kapanma özelliklerinin olmasıdır.



Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir.
(Yasin Suresi, 36)

Genler kimyasal dille yazılmış cümleler gibidir. Her hücre genlerinden sadece bir bölümünü açar ve genin açık olan kısmındaki bilgileri yansıtır. Bu durumda genlerin geri kalanı ise kapalı durumdadır. Genlerin açılıp kapanma süreci "gen düzenlenmesi" (gen regülasyonu) olarak ifade edilir.

İnsanın normal gelişiminde gen düzenlenmesinin çok önemli bir yeri vardır. Gelişim sırasında genlerin farklı bölgeleri açılır ve kapanır; böylece bir beyin hücresi bir karaciğer ya da kas hücresinden farklı görünür ve farklı işlev görür. Hücrenin çeşidi daha evvel de ifade ettiğimiz gibi, ürettiği proteinlerin cinslerine ve miktarına göre belirlenir. Ürettiği proteinler yoluyla, hücre karaciğer ya da mide, deri veya kas hücresi olarak tanımlanır. Hücrelere hangi proteinleri üreteceklerini bildiren ise yine genlerdir. Bu üretim belli genlerin "açık" belli genlerin de "kapalı" konumda olmaları sonucunda gerçekleşir. Örneğin karaciğer hücreleri deri hücrelerinden farklı gen setlerini açarak, her hücrenin farklı proteinler üretmesini ve farklı fonksiyonlara sahip olmalarını sağlarlar.

Genler vücuttaki hücrelere hangi proteinleri yapacaklarını söyledikleri için, genler olmadan bir hücre, sadece kısa bir süre için yaşayabilir. Çünkü bir hücrenin ne yapması -hangi proteinleri üretmesi gerektiği- konusunda talimatlara ihtiyacı vardır. Yoksa taze proteinler, kısa bir zaman içerisinde biter ve hücre yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirmediği için ölür. Örneğin genler hücrelere belli zamanlarda kanın pıhtılaşmasını sağlayan özel proteinler yapmasını söylerler. Hatalı genler ise bunu başaramazlar, bu nedenle kanın pıhtılaşma mekanizması bozukluğu olan hemofili hastalığı görülür.

İnsan vücudunun, bazı proteinleri ömrü boyunca, bazılarını da sadece ihtiyaç olan zamanlarda üretmesi gerekir. Bu yüzden bütün genler, bir hücrenin doğru miktarda proteini, tam ihtiyacı olan zamanda üretmesini sağlayacak şekilde düzenlenirler. Örneğin gelişen embriyodaki birçok protein çok kısa süre için gereklidir. Belli bir hücre tarafından üretilen proteinler ise, embriyonun neresinde olduğuna, embriyonun yaşına ve kendi genlerinden ve diğer hücrelerden aldığı talimatlara bağlıdır. Ancak bilim adamları hücrenin, elindeki planın hangi bölümünü ne zaman devre dışı bırakması gerektiğini nereden bildiğini cevaplayamamışlardır. Bazı genler, yani her özelliğe ve organa ait dosyalar, tam gerektiği anda ve doğru zamanda engellenirken, kimileri üzerindeki kilitlerin nasıl olup kalktığı, baskıcı genler ile baskıyı ortadan kaldıran genleri harekete geçiren komutları kimin verdiği, bilim adamlarına göre tamamen karanlıkta, cevap bekleyen sorulardır.



Hücreler bölündükçe farklılaşır, yani farklı görevler edinir ve vücutta bulunmaları gereken bölgelere giderler. Birbirinin aynı hücrelerden oluşan bir et yığını değil de, bir kısmı, örneğin göz hücresi olup tam olması gerektiği yere, bir kısmı kalbi oluşturup göğüs kafesindeki yerine gider veya deri hücresi olarak bütün vücudu kaplar.

Bilimsel literatürde düzenlenme (regulation) olarak geçen bir kavramın, tesadüfen gerçekleşen bir süreç olduğunu iddia etmek kuşkusuz bilimsellikle bağdaşmayan bir durumdur. Burada da aynı gerçekle karşı karşıya kalırız: Ortada muhteşem bir plan ve akıl vardır; tüm bu planın ve olağanüstü sistemin sahibi Alemlerin Rabbi olan Allah'tır ve O'ndan başka ilah yoktur.

Hücrelerin bir yandan da birbirleri ile iletişim kurmaları, gruplaşmaları ve ortaklaşa çalışmaları neticesinde minyatür bir insan oluşmaya başlar. Embriyonun tam bir vücuda sahip olması için üç hafta daha gereklidir. Yirmi dördüncü gündeyken, embriyonun henüz kolları görünmez, fakat iki gün içerisinde, yirmi altıncı güne gelindiğinde vücudun her iki yanında kollar tomurcuk halinde belirir. Kırk sekiz saat içerisinde, kolların üst ve alt kısımlarının sınırları belirlenir. Birkaç gün sonra ise bacaklar belirmeye başlar. Sonraki ay bacaklar uzamıştır; artık el ve ayak parmakları gelişir.

Bizim sadece seyircisi olabildiğimiz tüm bu aşamalar, DNA'daki inşa planının birer parçasıdır. Herşey son derece kontrollü, hiçbir karmaşa olmadan gerçekleşir. Elbette ki böylesine kusursuz bir düzenin olduğu bir ortamda, tesadüflerden bahsetmek akılcılıkla bağdaşmaz. Üstelik canlıların tesadüfi etkilerle şekillendiğini öne süren, Darwinist bilim adamlarının kendileri de, insanın oluşumunu açıklarken, şaşırtıcı bir düzenden, alınmış bir dizi tedbirden, akılcı hareketlerden, ekonomik ve verimli sistemlerden, iş birliği ve uyumdan bahsederler. Ancak buradaki çelişki açıktır; tesadüften bahsedilen bir yerde, yalnızca karmaşa, düzensizlik ve uyumsuzluk olacaktır.

Hücre Farklılaşmasındaki Mucize

Hücrelerin programlanmış bir şekilde farklı farklı proteinler üretip farklı organlara dönüşmesi olayına, tıp dilinde "farklılaşma" ya da "morfogenez" denir. Hücreler bölündükçe farklılaşır, yani farklı görevler edinir ve vücutta bulunmaları gereken bölgelere giderler. Birbirinin aynı hücrelerden oluşan bir et yığını değil de, bir kısmı, örneğin göz hücresi olup tam olması gerektiği yere, bir kısmı kalbi oluşturup göğüs kafesindeki yerine gider veya deri hücresi olarak bütün vücudu kaplar. Tüm hücreler, oluşturacakları dokunun gerektirdiği kadar çoğalır ve bu dokular da gerekli yapıyı inşa etmek üzere yan yana gelerek organları oluşturmaya başlarlar.

Tüm bu olaylar sırasında hücreler, titizlik gerektiren bir inşaat sırasında, yakın iş birliği içinde çalışan bir ekip gibidir. Her biri planın tümünü bilir ve yoğun bir haberleşme ve iş birliği içinde çalışırlar. Peki bu kadar ileri düzeyde bir düzen ve koordinasyon nasıl gerçekleşmektedir? Hücreler nereye gideceklerini, hangi organın parçası olacaklarını ve gittikleri yerde ne yapacaklarını nereden bilmektedirler? Aynı zamanda diğer hücrelerle bu derece uyum içinde nasıl hareket etmektedirler? İsrailli biyofizikçi Dr. Lee Spetner da buradaki mucizevi yaratılışa şöyle dikkat çekmektedir:

Gelişim programı nasıl çalışıyor, nasıl bu kadar mükemmel? Gördüğümüz gibi gelişim ikiye bölünen tek bir hücre ile başlar. İki daha sonra dörde bölünür ve bu böyle devam eder. Bir noktadan sonra hücreler farklılaşır, daha doğrusu karakter değiştirirler. Sonunda hücrelerin bir kısmı bir tür doku ya da organa dönüşürken, diğer hücreler de başkalarına dönüşür. Bu her defasında neredeyse aynı kusursuzlukla gerçekleşir. Bu nasıl olur? Lee M. Spetner, Not By Chance, Shattering The Modern Theory of Evolution, The Judaica Press Inc., 1997, s. 234


Bu soruların cevabı son derece açıktır: Canlılar kusursuz bir şekilde yaratılmışlardır ve yaratılışlarındaki sanat ve ilim herşeyin Rabbi olan Yüce Allah'a aittir. Bir ayette şöyle haber verilmektedir:

Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır. (Teğabün Suresi, 3)

Diğer taraftan proteinler de, çeşitli hücreler için farklı tiplerde üretilir. Bir embriyo anne karnında gelişirken, embriyonun gözlerini oluşturacak hücrelerdeki DNA'lar, yalnız göz organı ile ilgili proteinleri üretirler. Aynı şekilde embriyonun beynini oluşturacak hücrelerin DNA'ları ise, yalnız beyin organı ile ilgili proteinleri üretir.

Burada önemli olan nokta şudur. İnsanın kemik hücresi olsun, karaciğer hücresi olsun, böbrek hücresi olsun, vücudunun her bölgesindeki hücrelerin içindeki DNA'larda, insanın bütün organlarını oluşturacak bilgiler saklıdır. Fakat saklanan bu bilgilerden, yalnızca ilgili organ için üretilecek proteinlerin meydana getirilmesi sağlanır. Diğer bir ifadeyle, her hücrede, insan vücudunun her organına ait protein bilgileri saklanır; fakat bu proteinlerin hepsi üretilmez. Yalnız meydana getirilecek organla ilgili proteinler üretilir. Bunun sağlanması için de, DNA'nın üzeri, o organ için gerekli olmayan proteinlerin üretilmesini engelleyecek şekilde "histon" adı verilen özel bir proteinle örtülür. Bugün bilim adamlarını merakta bırakan en büyük sırlardan birisi ise, hücrelerdeki "histon"ların, hangi genlerin üzerini örtüp hangilerinin üzerini açık bırakacağını nereden bildikleridir. Çünkü proteinler de, cansız atomlardan oluşan birer moleküldür. Şuursuz ve aklı olmayan atomların, bu derece muazzam bir yaratılış harikasını meydana getiremeyeceği açıktır.

Hücrelerdeki başkalaşım ve yapılanma esnasındaki koordinasyon da, DNA molekülü tarafından sağlanır. Ancak DNA, ne en son teknolojiyle donatılmış laboratuvarlarda çalışan bir biyokimyager, ne de saniyede trilyonlarca işlem yapabilen bir süper-bilgisayardır. DNA, karbon, fosfor, azot, hidrojen ve oksijen gibi atomlardan oluşan bir moleküldür.

Şimdi düşünelim ve kendi kendimize soralım: İnsan vücudunda bulunan trilyonlarca hücre, bölünerek birbirinden çoğalıyor. Ancak her hücredeki farklı gen, farklı zamanlarda harekete geçiyor ve bu şekilde hücrelerde başkalaşım sağlanıyor. Diğer bir deyişle, ilk hücreden sonra bölünerek çoğalan her hücrede, tüm genetik bilgi vardır; yani her hücre aslında kalp kası, deri, alyuvar veya vücudun herhangi başka bir dokusunu üretme yeteneğine sahiptir. Her hücre, o vücut için tam bir DNA tarifine sahip olsa da, gelişmenin farklı aşamalarında ve farklı organlarda sadece bazı genler aktiftir. Örneğin, böbrek oluşum ve fonksiyon kodları her hücrede bulunur; ancak sadece ilgili genler, gelişme sırasında, belirli zamanlarda, bu organda aktif olur. Benzer olarak, belli enzimler -örneğin glikoz 6-fosfat- esas olarak karaciğerde bulunur, fakat diğer organların her hücresi bu proteinin tarifine sahiptir, ama asla bu proteinin üretimini yapmaz. Örneğin göz hücresi bu enzimi üretmez, sadece göz için gerekli olanları üretir. Sinir hücreleri, beyin ve organlar arasında gidip gelen uyarı ve emirleri taşıyacak, karaciğer hücreleri toksinleri zararsız hale getirecek ve yağ hücreleri zayıf dönemler için yiyecek depolayacak şekilde uzmanlaşırlar. Bunların hiçbiri mide ile ilgili enzimleri üretme hatasına düşmez. Peki bu kusursuz iş bölümünü kim yapmaktadır? Hücrelere bölünme ve bölündükten sonra farklı konularda uzmanlaşma emrini kim vermektedir? Dahası, tüm hücreler itaat şuuruna nasıl sahiptirler ve nasıl böylesine kusursuz bir disiplin ve organizasyon içinde çalışmaktadırlar? Bunların hiçbirinin tesadüfen gelişen olayların sonucunda oluşmuş, başıbozuk sistemler olmadığı son derece açıktır. Tüm bunlar "gökten yere her işi evirip düzene koyan" Yüce Rabbimiz'in izniyle gerçekleşmektedir. (Secde Suresi, 5)

Hücrelerin sadece doğru zamanda doğru yerde bulunmaları ve doğru genleri aktif hale getirmeleri ile de, bu kusursuzluk bitmemektedir. Hücreler aynı zamanda yaşamın doğru safhasında, doğru miktarlarda bulunmalıdır. Bazı "bakım" genleri, hemen hemen bütün hücrelerde, her zaman çalışır. Diğer genler, bazı hücrelerde birkaç saatten az işlevini yapar, sonra ileride çalışmak üzere bekleme konumuna geçer. Örneğin emzirme sırasında süt üretimi genler tarafından hızlandırılır. Mevcut bilgi, uygun zamanda, uygun miktarda ve uygun yerde harekete geçirilir. DNA'da saklı milyarlarca bilginin bu kadar şuurlu, planlı, iradeli, hesaplı ve akılcı idaresi ve kullanımı, evrimcilerin "tesadüf" iddiaları ile kesinlikle açıklanamaz. Buna rağmen mikroskobik bir alanda gerçekleşen olağanüstü planlı ve organize olayların nedeni olarak, tesadüfleri görmek, büyük bir mantık çöküntüsüdür. Nitekim evrimciler de, hücrelerdeki bu farklılaşma ve kusursuz görev dağılımına bir açıklama getirmekten çok uzak olduklarını kabul etmektedirler. Evrimci mikrobiyoloji profesörü Ali Demirsoy şu itirafta bulunur:

Özünde, döllenmiş bir yumurtadan, çok değişik yapıda ve işlevde birçok hücre grubunun meydana gelmesi, şimdiye kadar doyurucu bir şekilde açıklanamamıştır. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Meteksan Yayınları, Ankara, 1984, s.158

National Geographic Topluluğu'nun bir yayını olan The Incredible Machine (İnanılmaz Makine) adlı kitapta ise, insanın yaratılışının bilim adamlarınca açıklanamamasından şöyle bahsedilmektedir:

Yüz adet özelleşmemiş hücre, dünyadaki en kompleks omurgalıyı –insanı- meydana getirecek şekilde trilyonlarca hücre üretmelidir. Farklılaşma olayı, yani hücrelerin nasıl olur da farklı formlara dönüştükleri, bilimin çözülmesi en güç problemlerinden biri olarak düşünülmektedir. DNA'nın emirleri ne şekilde hücrelere iletilmektedir? Yaşam hikayesi önceden döllenmiş yumurtada yazılı olarak mevcut mudur? DNA emirleri, yumurta hücresi bölündüğü zaman, döl hücreleri için bölümlere mi ayrılmıştır?...

Bu noktada yeni gizemli olaylarla karşılaşırız. Bugün tüm hücrelerin genelleşmiş hücrelerden kaynaklandığını ve her bir hücrenin tüm vücudun genetik şifresini içerdiğini biliyoruz. Fakat tüm hayatın oldukça kapsamlı bilgisini taşıyan bir hücre, nasıl oluyor da bir insanın gelişiminde, tam olarak oynaması gereken rolü oynayabiliyor? Nasıl oluyor da herhangi bir şeye dönüşebilen bir hücre, özel bir şeye dönüşüyor? Örneğin retinadaki bir çubuk hücresi nasıl oluyor da, ışığı absorbe eden bir protein üretme konusundaki emirlere uyacak şekilde yapılanmıştır? Ya da bir pankreas hücresi insülin üretmeyi nereden bilmektedir?... Biz bu soruların tümüne cevap verememekteyiz. The Incredible Machine, National Geographic Society, s. 29

Dr. Lee Spetner ise, tek bir hücreden düşünebilen bir insanın oluşumunu şu sözlerle ifade eder:

Gözlerin, kolların ve bacakların, hatta parmaklardaki tırnaklar ve kirpiklerin kusursuzluğu. Bu mükemmel ve inanılmaz derecede kompleks bir canlı, nasıl tek bir hücreden meydana geldi? Ne tür bir program böyle bir gelişmeyi yönetmiş olabilir. Görebilen gözler, işitebilen kulaklar, düşünebilen ve kompleks organlarının hareketlerini yönlendiren bir beyin, hepsi tek bir hücreden meydana geldi. Her birimizin tek bir hücreden meydana gelmiş olması ve birçok faaliyeti yerine getirebilen, düşünebilen bir varlığa dönüşmesi gerçekten akıl almaz. . Lee M. Spetner, Not By Chance, Shattering The Modern Theory of Evolution, The Judaica Press Inc., 1997, ss. 233-234

Tüm bu olağanüstü olayların, tesadüflerin veya hücrenin kendi eseri olamayacağı açıkça bellidir. Peki, hücrede meydana gelen bu olayları yöneten, belli bir amaca yönelik olarak yaratan, milyarlarca bilgiyi, gözle görülmeyecek kadar küçük bir alana sığdıran akıl ve güç kime aittir? Bu sorunun tek bir cevabı vardır: Yüce Rabbimiz sonsuz rahmetiyle insanı, şu anki haliyle düzgün bir surette yaratmıştır ve gerek bedenindeki gerekse çevresindeki düzeni insana nimet olarak sunmaktadır. Bir ayette şöyle bildirilmektedir:

Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)

Genler Hücre Bölünmesini ve Büyümeyi Nasıl Kontrol Ederler?

Genlerin en önemli görevlerinden biri de, embriyoların nasıl geliştiğini kontrol etmektir. Bu süreçteki yoğun düzenlemeler, bölünen hücrenin DNA'sının düzgün olarak kopyalandığına, DNA'daki hataların onarıldığına ve her yeni hücrenin tam bir set kromozom aldığına emin olunmasını sağlar. Bu süreçte, bazı genlerin hataları kontrol etmesini ve bir şey yanlış giderse, onarım için işlemleri durdurmasını sağlayan denetim noktaları vardır. Eğer bir hücrenin DNA'sında tamir edilemeyecek bir hata olursa, "apoptosis" denilen programlanmış "hücre ölümü" gerçekleşebilir. Bu, vücudun ihtiyacı olmayan hücrelerden kurtulması için yaygın bir yöntemdir. Apoptosis yapan hücreler parçalanır ve makrofaj denilen bir tür akyuvar hücreleri tarafından geri dönüşümü yapılır. Apoptosis, vücudu kansere sebep olabilecek, genetik açıdan hasarlı hücrelerden korur. Kanser, bilindiği gibi hücre bölünmesinin normal düzenlemesi bozulduğunda oluşur. Bölünme kontrolsüz, düzensiz gerçekleşir ve kanserli bir tümöre yol açan genetik bozuklukları biriktirir. Apoptosis ayrıca embriyonun gelişiminde ve yetişkin birinin dokularının korunmasında çok önemli bir rol oynar.



Eğer bir hücrenin DNA'sında tamir edilemeyecek bir hata olursa, “apoptosis” denilen programlanmış “hücre ölümü” gerçekleşebilir. Böylece vücut, ihtiyacı olmayan hücrelerden kurtulur. Apoptosis, vücudu kansere sebep olabilecek, genetik açıdan hasarlı hücrelerden korur. Bu sistem, Rahman ve Rahim olan Allah'ın üzerimizdeki bir korumasıdır.

Moleküler biyolojinin en önemli buluşlarından biri, bazı genlerin bazıları üzerinde daha etkili olduğunun keşfedilmesidir. Bunun sebebi, genlerin bu yetki derecelerine göre organize olmalarıdır. Örneğin bazı genler sadece hemoglobin yapılması, saçın uzaması veya sindirim enzimlerinin üretilmesi gibi sabit işlerden sorumludur. Bu moleküler işçilerin üzerinde ise "düzenleyici genler" bulunur. Bunlar bu işçi genleri çalıştırır ve durdururlar. Örneğin, çocukluk döneminde hemoglobin geninin çalışmasını durdurur, gerektiğinde de çalıştırırlar. Düzenleyici genler, hem işçilerin hem de orta dereceli yönetici genlerin üzerinde üst düzey kontrol geni olarak hareket ederler. Bunların kararları, düzinelerce hatta yüzlerce alt birimi etkiler. Bu genler o kadar hayati önem taşır ki, embriyo döneminde zarar görmeleri ölümcül olabilir.

Bu, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir bilgidir. Genler, atomlardan oluşan moleküllerdir. Peki bu moleküller, aralarında böylesine düzenli bir organizasyonu nasıl kurmuşlardır? Nasıl olup da, bir molekül bir insanın boyunun uzamasını durdurma kararı alır, bu kararını diğerine iletir, diğeri ise bu kararı nasıl anlayıp uygulamaya koyar? Bu disiplinin kurucusu kimdir? Dahası, milyonlarca yıldır, trilyonlarca gen, aynı disiplin, itaat, akıl ve şuurla görevini eksiksiz yerine getirmektedir. Böyle bir sistemin tesadüfen oluştuğunu iddia etmek, çok büyük bir safsatadır. Genleri, en akılcı ve en kusursuz biçimde programlayan şüphesiz, herşeyin Rabbi olan Allah'tır.


De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır." (Rad Suresi, 16)

Mayoz ve Mitoz Bölünmenin Hikmetleri

Hücre bölünmesi iki temel şekilde gerçekleşir ve bunların her biri tam olması gerektiği zamanda ve gerektiği şekilde olur. Bunlardan ilki, döllenme esnasında gerçekleşen "mayoz" bölünme şeklidir. Mayoz bölünme, yumurta ve sperm hücrelerini oluşturan hücre bölünmesi çeşitidir.

Bu bölünme neticesinde insanların her nesilde aynı kromozom sayısına sahip olması mümkün olur. Söz konusu hücreler kromozomlarını, yumurta ve sperm hücrelerini oluşturmak için yarıya -46'dan 23'e- indirirler. Döllenme esnasında sperm ve yumurta hücreleri birleştiğinde, böylece embriyo da 46 kromozoma tamamlanmış olur. Peki bu matematik hesabını kusursuzca kim yapmaktadır? Hücrelerin kendi kendilerine böyle bir öngörüye sahip olmaları, birleştiklerinde normal bir insan kromozomu oluşturmak için, neler yapmaları gerektiğini bilmeleri mümkün değildir. Onları bir ölçüye göre hareket ettiren, bu kusursuz sistemi kuran, elbette üstün kudret sahibi Allah'tır. Bir Kuran ayetinde şöyle haber verilmektedir:

... Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır. (Talak Suresi, 3)

Rabbimizin insanın oluşumunda mayoz bölünmeyi var etmesinin çok büyük hikmetleri vardır. Örneğin her birleşme sırasında ya sadece babadan ya da sadece anneden gelen kromozomlar, yeni embriyonun kromozomlarını oluştursaydı, yine her zigot hücresi normal bir insan gibi 46 kromozoma sahip olurdu, ancak o zaman dünyadaki insan çeşitliliği olmazdı. Her yeni doğan bebek ya annesinin ya da babasının bir kopyası olurdu. Bu yüzden mayoz bölünme şekli son derece hikmetlidir ve kusursuz bir düzenle insanın ilk yaratıldığı andan itibaren işlemektedir. Hücrelerin bu tür bölünmesi esnasında, "DNA karışımı" (DNA shuffling) süreciyle genetik çeşitlilik mümkün olmaktadır. Olası o kadar çok DNA kombinasyonu bulunmaktadır ki, aynı iki ebeveynin farklı döllenmelerde tamamen birbirinin aynı bir çocuk dünyaya getirme ihtimali dahi, sonsuz derecede küçük bir sayıdır. Yaklaşık olarak yetmiş trilyonda bir ihtimaldir.

Prof. Gerald L. Schroeder genetik bilgilerin karışması esnasında, bir anormallik olmadan son derece düzgün ve estetik görünümde bir insanın var olmasındaki olağanüstülüğe de dikkat çekmektedir:
İnsan genomunda mevcut olan özellik takımları arasında, 5 milyondan fazla farklı kombinasyon kurulması olasıdır. Bu çeşitliliğe ek olarak, çiftler, hücrenin merkezi düzleminde sıralandıklarında, genleri çaprazlama olarak değiş tokuş ederler... Yeni kromozom kümelerinden her biri, hem anneden hem de babadan parçalar içerir. Bu safhada olası kombinasyon sayısı trilyonlara ulaşır. Bu devasa potansiyel çeşitlilik düşünüldüğünde, iki insanın hiçbir zaman için birbirine tıpatıp benzememesi şaşırtıcı değildir. Bütün bu genetik karmaşıklığa rağmen, doğan çocukların büyük bir çoğunluğunun normal görünümlü olması ise şaşırtıcıdır.



Mayoz bölünme, yumurta ve sperm hücrelerini oluşturan hücre bölünmesi çeşitidir. Böylece, her yeni doğan bebek, annesinin ve babasının genlerinin karışımı yeni bir insan olur.

Mitoz bölünmede ise, hücre, kromozomları da dahil olmak üzere bütün içeriğini kopyalar ve iki ikiz yavru hücre olarak bölünür. Böylece yeni dokuların inşa edilmesi mümkün olur.

DNA dizilimindeki hataların ne denli tehlikeli sonuçları olduğuna önceki bölümlerde değinmiştik. Ayrıca genlerde ufak tefek düzenlemelerin çok yönlü olumsuz sonuçları olduğu göz önünde bulundurulursa, dev bilgi bankasının karışımından böylesine kusursuz bir insanın ortaya çıkması, Allah'ın sonsuz kudretinin delillerinden biridir. Bir ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)

İkinci hücre bölünme şekli ise "mitoz" bölünmedir. Mitoz bölünme sırasında hücre, kromozomları da dahil olmak üzere bütün içeriğini kopyalar ve iki ikiz yavru hücre olarak bölünür. Böylece yeni dokuların inşa edilmesi mümkün olur. Örneğin kalbi oluşturmak için binlerce kalp hücresine ihtiyaç vardır. Bir mide veya böbrek hücresi bu kalp hücrelerinin yerini alamaz, dolayısıyla fonksiyonel bir kalp oluşturacak kadar kalp hücresinin çoğalması gereklidir. Diğer taraftan parmağınızı kestiğinizde de, hemen burada yeni deri hücreleri bölünerek, kesik bölgeyi tamamlayacak şekilde çoğalır. Aynı şekilde bir bebeğin çocukluk ve gençlik dönemlerinde büyümesi de, hep mitoz bölünmeler sayesinde mümkün olur. Kemik hücreleri düzgün bir şekilde çoğalarak önce bir çocuk, sonra bir yetişkin iskeleti inşa ederler.

Bu süreç öylesine önemlidir ki, mitozun aşamaları bir kısım genler tarafından dikkatle kontrol edilir. Çünkü mitoz bölünme olması gerektiği gibi düzenlenmezse, kanser gibi sağlık sorunlarıyla karşılaşılabilir. Buradaki mükemmellik çok dikkat çekicidir. Bir hücrenin içinden yine eksiksiz bir hücre çıkmaktadır. Öyle ki bu hücre kendi gibi yeni hücreler üretebilecek tam bir donanıma sahiptir.
Ayrıca hemen döllenmeden sonra mitoz bölünmenin başlaması da son derece şaşırtıcıdır. Hücreler, yeni bir bebeğin oluşması için olağanüstü bir kapasiteyle bölünmeye başlarlar. Organları şekillendirirler; bunlar arasındaki bağlantıları kurarlar ve dokuz ay içinde düzgün bir insan görünümü alırlar. Burada tecelli eden yüksek şuur, belli bir amaca yönelik gerçekleşen aşamaların her biri, Allah'ın emri, O'nun ilhamı ile olur. Kuran'da Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti. Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör. (İnsan Suresi, 1-3)

De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?" (Mülk Suresi, 23)

Genetik Hastalıklar, DNA'daki Düzende Tesadüflerin Yeri Olmadığını Ortaya Koymaktadır


İlgili kromozomların yanında, bu kromozomlarda oluşan bozukluklar, yani mutasyonlar sonucu ortaya çıkan hastalıklardan bir kısmı yazılıdır.  Tüm bu genetik hastalıklar, DNA'daki hassas denge ve düzeni göstermekte; ayrıca canlıların mutasyonlar yoluyla gelişmesinin imkansızlığını ortaya koymaktadır.
Kromozom 1: CMT sendromu (kasların erimesi ve güçsüzleşmesine sebep olan sinirsel hastalık), prostat kanseri, Alzheimer hastalığı
Kromozom 5: Cri-du-chat sendromu (zeka geriliği ve gelişim bozukluğu), kolon kanseri, astım, Cockayne sendromu (erken yaşta ölüme sebep olan gelişim bozukluğu)
Kromozom 7: Obezlik (aşırı yağ depolama), diabet (şeker metabolizmasının bozulması), kistik fibroz (İç organları etkileyerek fonksiyon bozukluğuna sebep olur.)
Kromozom 8: Werner hastalığı (çocuk yaşta ya da zamanından önce yaşlanma), Cohen sendromu (anormal şekillenme , zeka geriliği, kas zayıflığı, obezlik)
Kromozom 13: Çocuklarda kas distrofisi, retina kanseri, otizm hastalığı (iletişim becerilerini engelleyen gelişim bozukluğu), Wilson hastalığı (beyin, karaciğer gibi dokuların bozulmasına sebep olan fazla bakır depolanması)
Kromozom 14: Alzheimer hastalığı , Graves hastalığı (hipertiroide sebep olan savunma sistemi bozukluğu)
Kromozom 19: Damar sertleşmesi, Miyotonik distrofi (kaslardaki bir bozukluk), Diamond-Blackfand anemisi (kemik iliği yetersizliğine bağlı kansızlık çeşidi), Lenfoblastik lösemi (lenf sistemi ve kemik iliğine bağlı kan kanseri)
Kromozom 20: Alagille sendromu (çocuk yaşta karaciğer, kalp gibi organlarda fonksiyon bozukluğu, kemik yapısında bozukluklar)

DNA molekülündeki kusursuzluğun ve düzenin önemini ortaya koyan unsurlardan biri de genetik hastalıklardır. Herhangi bir molekülün yaptığı tek bir hata, insanın zarar görmesine hatta ölmesine neden olabilir. Ama bu moleküller, üstün bir aklın emrinde olduklarını açıkça gösterir ve yaptıkları işte hataya düşmezler. Bedeninizdeki 100 trilyon DNA molekülü, DNA'yı meydana getiren nükleotidler, hücreyi inşa eden proteinler, aradaki trafiği mükemmel bir şekilde yönlendiren enzimler, enzimleri meydana getiren amino asitler ve 100 trilyon DNA'yı içinde barındıran ve "sizi" meydana getiren 100 trilyon hücre, benzersiz üstünlükte bir organizasyon ve düzene sahip yapılardır.

DNA'da yer alan bilgilerin ne kadar hassas bir düzen ve dengeye sahip oldukları göz önünde bulundurulduğunda ise, tesadüfi oluşumun ne kadar imkansız olduğu daha da iyi anlaşılır. Daha evvel detaylı yer verdiğimiz gibi, üç milyar harften oluşan DNA'daki bilgiler, A-T-G-C harflerinin birbiri ardına özel ve anlamlı bir sıra içinde dizilmesi ile oluşur. Ancak bu sıralamada tek bir harf hatasının dahi olmaması gerekir. Ansiklopedide yanlış yazılmış bir kelime ya da harf hatası önemsenmez, hatta çoğu zaman fark edilmez bile. Buna karşın, DNA'da herhangi bir basamaktaki, örneğin 1 milyar 719 milyon 348 bin 632'nci basamaktaki bir harfin yanlış kodlanması gibi bir hata bile, hücre için, dolayısıyla insan için önemli sonuçlara yol açabilir.

Bir genomdaki minimum değişiklik, bir nükleotiddeki değişikliktir. Ancak buradaki küçük gibi görünen bir hata dahi, çok ciddi sonuçlar doğurur. Örneğin insan gözünün retinasında, rodopsin adındaki pigmenti şifreleyen gende, S (Sitozin) yerine A (Adenin) bulunması, körlüğe yol açan bir göz hastalığına neden olur.

Tek bir gende meydana gelen bozukluk sonucu ise, tedavisi hemen hemen imkansız kalıtsal hastalıklar ortaya çıkar. Örneğin "fenilketonüri" denilen hastalıkla doğan çocukların metabolizması, proteinli gıdalarda bulunan, fenilalanin isimli bir aminoasidi kullanamaz. Bunun sonucunda kanda ve diğer vücut sıvılarında artan fenilalanin ve onun artıkları, çocuğun gelişmekte olan beynini tahrip eder ve ileri derecede zeka özürlü olmasına, sinir sistemi ile ilgili çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Bu hastalığın sebebi ise, fenilalanin hidroksilaz enzimi yapımından sorumlu bozuk bir genin varlığıdır.

Ciddi sonuçlar doğuran Akdeniz Anemisi, hemofili, kistik fibroz, Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF), doğumsal işitme kaybı gibi hastalıkların sebepleri de bu tür gen bozukluklarıdır. Genetik yapıdaki çeşitli bozuklukların neden olduğu daha birçok kalıtsal hastalık vardır. Her biri çok ciddi sonuçlar doğuran bu hastalıkların başlıca nedeni, genetik şifredeki milyarlarca harften birkaç tanesinin yanlış yerde bulunmasıdır.

Huntigton koresi denilen genetik hastalıkta ise, hasta 35 yaşına kadar sağlıklıdır. Ancak bu yaştan sonra birdenbire kol, bacak ve yüz kaslarında denetlenemeyen istemsiz kasılmalar başlar. Tedavisi olmayan bu ölümcül hastalık beyni de etkilediğinden, hastanın belleği ve düşünme yetileri giderek zayıflar. Tüm bu genetik hastalıkların gösterdiği önemli bir gerçek vardır; genetik şifre o kadar hassas, dengeli ve kusursuzca hesaplanarak planlanmıştır ki, bu düzendeki en küçük bir değişiklik dahi, ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Sadece bir harfin eksikliği veya fazlalılığı, ölümcül hastalıklara veya hayat boyu sürecek ciddi sakatlıklara neden olabilmektedir. Dolayısıyla böylesine hassas bir denge ve düzenin tesadüfen oluştuğunu, ve evrim teorisinin iddia ettiği gibi mutasyonlar yoluyla kendiliğinden geliştiğini söylemek kesinlikle imkansızdır.



Hücrelerimiz 23 çift kromozoma sahiptir. Herhangi bir nedenle, bu çiftlerin fazla kromozoma sahip olması dengeyi bozacaktır. Down Sendromu durumunda, kişinin toplam kromozom sayısı 46 olması gerekirken, 47'dir. Kromozom haritasında 21. kromozomun üç adet olduğu görülür.

Öyle ise, DNA'da yer alan muazzam bilgi ilk olarak nasıl oluşmuş ve şifrelenmiştir? Hayatın kökenini tesadüflere dayandıran evrimciler, hayatın kökeni ile ilgili her soruda yanıtsızdırlar. Milyonlarca sayfalık, milyarlarca bilginin tesadüfen yazıldığını iddia edenler, elbette ki bu şekilde cevapsız kalacaklardır. Nasıl ki her eserin veya her bilginin bir yazarı ve sahibi varsa, DNA'daki bilginin de bir sahibi ve yaratıcısı vardır; ve O Yaratıcı, üstün ve güçlü, sonsuz ilim ve akıl sahibi olan Rabbimiz Allah'tır.

Tesadüfi etkilerin canlılara sadece hasar verdiklerinin bir diğer kanıtı ise, genetik şifrenin kodlanış biçimidir. Canlılardaki bilinen hemen hemen tüm genler, canlıyla ilgili birden fazla bilgiyi içerirler.

Moleküler biyolog Michael Denton, genlerin bu özelliğini şöyle açıklamaktadır:

Genlerin gelişim üzerindeki etkileri şaşılacak derecede farklıdır. Ev faresinde tüy rengiyle ilgili hemen her gen, boy uzunluğuyla da ilgilidir. Meyve sineği Drosophila Melanogaster'in göz rengi mutasyonları için kullanılan 17 adet X ışını deneyinden 14'ünde, göz rengiyle oldukça ilgisiz olan dişinin cinsel organlarının yapısı etki görmüştür. Yüksek organizmalarda incelenen hemen her gen, bir organdan fazla etkiye sahiptir. Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, Adler&Adler, Publishers, Inc. ABD, 1986 s. 149

Canlıların genetik yapılarındaki bu özellik nedeniyle, tesadüfi bir etki sonucu DNA'daki herhangi bir gende meydana gelen değişiklik, birden fazla organa etki edecektir. Böylece bozukluk sadece belirli bir bölge içinde kalmayacak, çok daha fazla yıkıcı etkilere sahip olacaktır.

Sonuç olarak sağlık, "tesadüfen" oluşamaz. Tam tersine üstün bir yaratılışın sonucu olarak, Rahman ve Rahim olan Rabbimiz'den bir nimettir. Allah, dilediği zaman da bu nimeti alabileceğini, vücudun bilinmeyen bir noktasında ölümcül bir hastalık yaratabileceğini, bize örnekleriyle göstermektedir.

Elbette bu eksikliklerde büyük hikmetler vardır. İnsana düşen, kendisine sağlık verip, onu "düzgün bir adam kılan" (Kehf Suresi, 37) Allah'a şükretmektir. Hastalandığında ise, hastalığın da sağlığın da O'ndan olduğunu bilmeli ve Hz. İbrahim gibi, "hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur" (Şuara Suresi, 80) diyerek Allah'tan yardım dilemelidir.



1) Mikroskobik bir mantarın ürettiği aflatoksin adlı madde, P53 geninin mutasyonuna sebep olur.
2) Art arda 3 bazdan oluşan kodon Arjinin isimli amino asidi kodlar.