CANLI YAPISINDAKİ BİLGİ VE MATERYALİZMİN SONU

Evrim teorisinin temelinde materyalist felsefe yatmaktadır. Materyalizm, var olan herşeyin sadece madde olduğu varsayımına dayanır. Bu felsefe maddenin sonsuzdan beri var olduğunu, hep var olacağını ve maddeden başka bir şey de olmadığını idda etmektedir. Materyalistler, bu iddialarına destek sağlamak için, "indirgemecilik" olarak adlandırılan bir mantık kullanırlar. İndirgemecilik, madde gibi görünmeyen şeylerin de, aslında maddesel etkenlerle açıklanabileceği düşüncesidir.

Bunu açıklamak için zihin örneğini verelim. Bilindiği gibi insanın zihni "elle tutulur, gözle görülür" bir şey değildir. Dahası insan beyninde bir "zihin merkezi" de yoktur. Bu durum bizi ister istemez, zihnin madde-ötesi bir kavram olduğu sonucuna götürür. Yani "ben" dediğimiz, düşünen, seven, heyecanlanan, sevinen, zevk alan ya da acı çeken varlık, bir koltuk, bir masa ya da bir taş gibi maddesel bir varlık değildir.

Materyalistler ise, zihnin "maddeye indirgenebilir" olduğu iddiasındadırlar. Materyalist iddiaya göre, bizim düşünmemiz, sevmemiz, sevinmemiz ve tüm diğer zihinsel faaliyetlerimiz, aslında beynimizdeki atomlar arasında meydana gelen kimyasal reaksiyonlardan ibarettir. Bir insanı sevmemiz, beynimizdeki bazı hücrelerdeki bir kimyasal reaksiyon, bir olay karşısında korku duymamız bir başka kimyasal reaksiyondur. Ünlü materyalist filozof Karl Vogt, bu mantığı "karaciğer nasıl öd sıvısı salgılıyorsa, beyin de düşünce salgılar" şeklindeki akıl dışı sözüyle ifade etmiştir.( Encyclopædia Britannica, "Modern Materialism) Oysa elbette öd sıvısı bir maddedir, ama düşüncenin madde olduğunu gösterecek hiçbir kanıt yoktur.

İndirgemecilik bir mantık yürütmedir. Ancak bir mantık yürütme doğru temellere de dayanabilir, yanlış temellere de. Bu nedenle bizim için şu anda önemli olan soru şudur: Materyalizmin temel mantığı olan "indirgemecilik", bilimsel verilerle karşılaştırıldığında ortaya hangi sonuç çıkar?

19. yüzyılın materyalist bilim adamları ya da düşünürleri, bu soruya kolaylıkla "bilim indirgemeciliği doğrular" cevabının verilebileceğini sanıyorlardı. Ama 20. yüzyıl bilimi, ortaya çok farklı bir gerçek çıkarmıştır.

Bu gerçek, doğada var olan ve asla maddeye indirgenemeyecek olan "bilgi"dir.

DNA, Sadece Nükleik Asitlerin Diziliminden İbaret Değildir; Bilgi İçerir

Canlıların DNA'larında son derecede kapsamlı bir bilgi olduğuna önceki bölümlerde değinmiştik. Milimetrenin yüz binde biri kadar küçük bir yerde, bir canlı bedeninin bütün fiziksel detaylarını tarif eden, adeta bir "bilgi bankası" vardır. Bunun yanı sıra, canlı vücudunda bir de bu bilgiyi okuyan, yorumlayan ve buna göre "üretim" yapan bir sistem bulunur. Bütün canlı hücrelerinde, DNA'da bulunan bilgi, çeşitli enzimler tarafından "okunur" ve bu bilgiye göre protein üretilir. Vücudumuzda her saniye, gerekli yer için, gerekli türde milyonlarca protein üretilmesi bu sistemle gerçekleşir. Bu sistem sayesinde, ölen göz hücrelerimiz yine göz hücreleri, kan hücrelerimiz yine kan hücreleri ile yenilenirler.


Bu noktada materyalizmin iddiasını düşünelim: Acaba DNA'daki bilgi, materyalistlerin iddia ettiği gibi, maddeye indirgenebilir mi? Ya da bir başka deyişle, DNA'nın sadece bir madde yığını olduğu ve içerdiği bilginin de maddenin rastgele etkileşimleri ile ortaya çıktığı kabul edilebilir mi?

20. yüzyılda yapılan bütün bilimsel araştırmalar, deney sonuçları ve gözlemler, bu soruya kesinlikle "hayır" cevabı verilmesi gerektiğini göstermektedir. Çünkü hayat kesinlikle sadece maddeden ibaret değildir. Önde gelen bilgi teorisyeni ve biyofizikçi Hubert Yockey, "Tüm mesajlar gibi yaşamın mesajı (genetik kod) da madde-dışıdır, ama bit ve baytlar halinde ölçülebilen bilgi içeriğine sahiptir."( Hubert Yockey, "Information in Bits and Bytes", BioEssays, 1995, cilt 17, s. 85) derken, bilim adamı Dean Overman bu konuda şunları söylemektedir:

Genetik kodun içerdiği bilgi, tüm bilgi veya mesajlarda olduğu gibi, maddeden yapılmış değildir. Anlam, kodun sembolleri veya alfabesinden kaynaklanan bir özellik değildir. Genetik koddaki mesaj veya anlam madde-dışıdır ve fiziksel veya kimyasal özelliklere indirgenemez; materyalizm genetik koddaki anlamı açıklamaz. Dean L. Overman, A Case Against Accident and Self-Organization, Rowman & Littlefield Publishers, 1997, s. 37

Profesör Phillip Johnson ise konu ile ilgili şunları dile getirmektedir:

Öncelikle, hayat yalnızca maddeden oluşmaz, ancak madde ve bilgiden oluşur. İkinci olarak, bilgi maddeye indirgenemez, fakat maddenin tamamıyla farklı bir türüdür. Bu yüzden bir hayat teorisi yalnızca maddenin kökenini değil, aynı zamanda bilginin bağımsız kökenini de açıklayabilmelidir. Üçüncü olarak, bir kitap ya da biyolojik bir hücrenin içerisinde bulunan belirtilmiş bilgi türü, tesadüfle ya da fiziksel ve kimyasal yasaların yönlendirmesiyle üretilemez. . Phillip E. Johnson, Defeating Darwinism by Opening Minds, InterVarsity Press, Illionis, 1997, s. 75


Bilgi teorisyeni Prof. Werner Gitt de, In The Beginning Was Information (Başlangıçta Bilgi Vardı) adlı kitabında, canlılığın sadece madde ile açıklanamayacağını şöyle ifade etmektedir:

Madde ve enerji yaşamın başlıca gereklilikleridir, fakat bunlar canlı ve cansız sistemlerin ayırt edilmesi için kullanılamazlar. Tüm canlı varlıkların ortak özelliği içerdikleri "bilgi"dir ve bu bilgi tüm yaşam süreçleri ile bağlantılı üretimleri düzenler. Bilginin aktarılması ise tüm yaşayan canlılarda önemli bir rol oynar. Örneğin bir böcek bir çiçekten diğerine polen taşırken, bu öncelikle bir bilgi taşınması işlemidir (genetik bilgi aktarılır); buna dahil olan gerçek materyal ise önemli değildir. Bilgi yaşam için gerekli olmasına rağmen, bilgi tek başına yaşamın tamamını tarif etmek için yeterli değildir. Werner Gitt, In the Beginning was Information, 3. baskı, Almanya, 2001, s. 88
Genetik kodun "madde-dışı" bilgi içermesi, genetik kodla ilgili hayali evrim senaryolarının daha en baştan geçersiz olduğunu gösterir. Çünkü bu senaryolar en baştan, maddenin kendi kendini organize ederek, genetik bilgiyi ve kodu meydana getirdiği ön kabulüne dayanır. Ancak maddenin, kendi kendine kod üretmesi mümkün olmadığından dolayı, genetik kodla ilgili tüm materyalist açıklamalar da anlamsızdır.

Ayrıca DNA'daki genetik harflerin dizilimi, yaşam için hayati önemdedir. Tek başına bir anlam taşımayan nükleotidler, özel bir dizilimle dizilerek, anlamlı bilgiler taşıyan genleri meydana getirirler. DNA, içerdiği bu anlamlı bilgiyle, doğada görülen diğer yapılardan belirgin şekilde ayrılır. Profesör Phillip Johnson DNA'nın bu özelliğinden şöyle bahsetmektedir:

... Nasıl ki bir bilgisayar programı ya da bir kitap için önemli olan, bilginin kaydedildiği fiziksel ortam değil de, bizzat bilginin kendisidir; DNA ile ilgili önemli olan nokta da, yazılımındaki kimyasal maddeler değil, bilgidir. Bu devasa büyüklükteki kompleks bilgi mevcut olana dek, metabolizma çalışamaz ve çoğalma başlayamaz. Phillip E. Johnson, Evrim Duruşması, Gelenek Yayıncılık, İstanbul, Aralık 2003, çev: Orhan Düz, ss. 33-34

Johnson'nun yukarıdaki sözlerinde ifade ettiği gibi, kimyasal maddelerin rastgele yan yana gelmesi, canlıların yaşaması ve çoğalması için gerekli şartları oluşturmaz. Kimyasal maddeler, ancak DNA'daki gibi çok kapsamlı ve anlamlı bir bilgiyi oluşturacak şekilde yan yana getirilmelidir. Böylesine büyük bir iradeyi atomlarda, moleküllerde aramak mümkün değildir. Bu bilginin kaynağı, herşeyin bilgisine sahip olan, yerde ve gökte olan herşeyi yaratan Yüce Allah'tır. Ünlü teorik fizikçi Paul Davies, genetik bilginin anlam bakımından değerini şöyle anlatmaktadır:

... biyolojik bilginin ayırt edici bir özelliği, anlamla dolu olmasıdır. DNA işlevsel bir organizma inşa etmek için gerekli bilgileri depolar; önceden belirlenmiş, özel bir ürün için bir algoritma (izlenen yol) veya karbon kopyadır (tıpkısının aynısıdır)... genler kesinlikle bir şey kodlar ve sembolize eder. Burada gerçek gizem olan şey, bilginin sadece varoluşu değil, kalitesidir aslında. Paul Davies, The Fifth Miracle: The Search for the Origin and Meaning of Life, Simon & Schuster, 1999, s. 60

Paul Davies'in genetik bilginin kökenini "gizem" olarak ifade etmesinin sebebi, DNA'daki bilgiye materyalist bir açıklama getirilememesidir. Ancak materyalizm, bugün yaratılış gerçeği karşısında, bir kez daha yıkılmıştır. 20. yüzyılın önemli bilim filozoflarından kimyager Michael Polanyi ise, DNA'daki bilgi aktarımının da maddesel bir açıklaması olamayacağını ifade etmektedir:

Bir DNA molekülü, gelişmekte olan bir hücreye bilgi nakleder. Benzer şekilde, bir kitap da bilgi nakleder. Ancak bilginin nakli, kimyasal veya fiziksel ilkelere göre açıklanamaz. Diğer bir deyişle, kitabın işleyişi kimyasal terimlere indirgenemez. DNA, genetik bilginin nakliyle işlediği için, DNA'nın işlevi de kimya kanunlarıyla açıklanamaz. Michael Polanyi, "Life Transcending Physics and Chemistry", Chemical & Engineering News, cilt 45, no. 35, 21 Ağustos 1967, s. 56

Teorik fizikçi profesör Jacob D. Bekenstein, Scientific American dergisinde yayınlanan "Holografik Evrendeki Bilgi" adlı makalesinde bilginin önemini şu sözlerle dile getirmektedir:

Fiziksel dünyanın nelerden meydana geldiğini herhangi bir kişiye sorarsanız, size muhtemelen "madde ve enerji" denecektir. Ancak eğer mühendislikten, biyolojiden ve fizikten bir şey öğrendiysek, bilgi çok önemli bir unsurdur. Otomobil fabrikasındaki robot, metal ve plastikten oluşur; fakat hangi parçayı neye kaynak yapacağını vs. söyleyen, çok sayıda talimat olmadan, faydalı bir şey yapamaz.

Vücudunuzdaki hücre içinde, bir ribozom, amino asit yapı taşlarından oluşur ve ATP'nin ADP'ye dönüşümünden ortaya çıkan enerjiden güç bulur. Fakat hücre çekirdeğindeki DNA'dan alınan bilgi olmadan protein sentezleyemez. Aynı şekilde, fizikte bir yüzyıllık gelişmeler, bize bilginin fiziksel sistemlerde ve süreçlerde çok önemli bir unsur olduğunu öğretmiştir.

Evrimcilerin yazılarına baktığımızda, kimi zaman evrim teorisinin, canlılardaki bilgi karşısında açmazda olduğunu, itiraf ettiklerini görürüz. Bu konudaki açık sözlü otoritelerden biri, Fransız zoolog Pierre-P. Grassé'dir. Grassé materyalist ve evrimci olmasına rağmen, Darwinist teoriyi geçersiz kılan en önemli gerçeğin, hayatı oluşturan bilgi olduğunu kabul etmektedir:

Herhangi bir canlı organizma, inanılmaz derecede büyük bir "akıl" içerir. Bu, insanların en büyük mimari eserleri olan katedralleri inşa etmek için kullandıklarından, çok daha büyük bir akıldır. Bugün bu akla "bilgi" (enformasyon) diyoruz, ama anlam hala aynıdır. Bu bilgi bir bilgisayarda programlanmamıştır, ama bilgisayardakinden çok daha dar bir yere, DNA'daki kromozomlara ya da her hücredeki farklı organellere sıkıştırılmıştır. Bu "akıl", hayatın "olmazsa olmaz" şartıdır. Peki ama bunun kaynağı nedir?... Bu hem biyologları hem de filozofları ilgilendiren bir sorudur ve bilim bunu asla çözemeyecek gibi durmaktadır. Pierre P. Grassé, The Evolution of Living Organisms, 1977, s. 2
Pierre-P. Grassé'nin, "bilimin bu soruyu asla çözemeyecek gibi durduğunu" söylemesinin nedeni, materyalist olmayan hiçbir açıklamayı "bilimsel" saymak istemeyişidir. Oysa bizzat bilimin kendisi, materyalist felsefenin varsayımlarını geçersiz kılmakta ve bir Yaratıcı'nın varlığını ispatlamaktadır.

Grassé ya da diğer materyalist bilim adamları, bu gerçek karşısında ya gözlerini kaparlar ya da "bilim bunu açıklayamıyor" derler. Çünkü "önce materyalist, sonra bilim adamı"dırlar ve bilim aksini ispat etse de, materyalizme inanmaya devam etmektedirler.



Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O’nun ayetlerindendir…
(Şura Suresi, 29)

DNA ile ilgili bu çarpıcı gerçek - genetik bilginin, madde ve enerjiyle ya da doğa kanunları ile kesinlikle açıklanamaz oluşu- evrim teorisinin önünde, yıkılmaz bir duvar olarak durmaya devam edecektir. Alman Federal Fizik ve Teknoloji Enstitüsü'nün yöneticisi Prof. Dr. Werner Gitt, bu konuda şunları söyler:

... Bilgi, herşeyin esasında bulunan bir kavram olduğu için, maddenin özelliği olamaz, bu nedenle kökeni de maddesel bir süreçle açıklanamaz... Bilginin esas niceliği, maddesel olmayan (zihinsel) bir mevcudiyettir. Maddenin bir özelliği değildir, bu nedenle salt maddesel süreçler temelde bilginin kaynağı olarak kabul edilmezler... Maddenin bilgi ortaya çıkarabilmesini sağlayacak hiçbir bilinen doğa kanunu, fiziksel süreç ya da maddesel olay yoktur... Werner Gitt, In the Beginning was Information, 3. baskı, Almanya, 2001, ss. 47, 107

Werner Gitt bir diğer sözünde ise, bilginin ancak yaratılarak var olabileceğini ifade etmektedir:

Biyolojik bilgi... çok yüksek saklama yoğunluğu olduğu için, diğer sistemlerden farklıdır ve bu nedenle inanılmaz derecede usta kavramlar içerir... Yaşayan organizmalarda mevcut bilginin, akıllı bir kaynağa ihtiyaç duyduğu açıktır. İnsan bu kaynak olamaz ve bundan dolayı tek ihtimal, bunların bir Yaratıcısı olduğudur. Werner Gitt, In the Beginning was Information, 3. baskı, Almanya, 2001, s. 97.
Werner Gitt'in sözleri, aynı zamanda, son 20-30 yıl içinde gelişen ve termodinamiğin bir parçası olarak kabul edilen "Bilgi Teorisi"nin vardığı sonuçlardır. Bilgi teorisi, evrendeki bilginin yapısını ve kökenini araştırır. Bilgi teorisyenlerinin uzun araştırmaları sayesinde varılan sonuç ise şudur: "Bilgi, maddeden ayrı bir şeydir. Maddeye asla indirgenemez. Bilginin ve maddenin kaynağı ayrı ayrı araştırılmalıdır."

DNA'daki bilginin kaynağı ise materyalistler için asla aşılamaz bir çıkmazdır. DNA molekülünde kodlanmış bilginin kökeninin, herhangi bir doğal mekanizma ile açıklanması mümkün değildir. Tüm gözlem, deney ve deneyimler, bilginin ancak bilinçli bir varlıktan geldiğini göstermektedir. DNA'daki bilgi ise, tüm canlılığı yaratan Yüce Allah'ın eseridir. Kuran'da Rabbimiz'in yaratma sanatı ve sonsuz kudreti şu şekilde açıklanır:

İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur. Herşeyin Yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir. Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 102-103)

Doğadaki Bilginin Kaynağı

Bilimin ortaya çıkardığı bu sonucu doğaya uyarladığımızda ise, çok önemli bir sonuçla karşılaşırız. Çünkü doğa, DNA örneğinde olduğu gibi, muazzam bir bilgiyle doludur ve bu bilgi maddeye indirgenemeyeceğine göre, madde-ötesi bir kaynaktan gelmektedir.

Evrim teorisinin günümüzdeki en önde gelen savunucularından biri olan George C. Williams, çoğu materyalistin ve evrimcinin görmek istemediği bu gerçeği kabul eder. Williams, materyalizmi uzun yıllar boyu katı bir biçimde savunmuştur, ama 1995 tarihli bir yazısında, herşeyin madde olduğunu varsayan materyalist (indirgemeci) yaklaşımın yanlışlığını şöyle ifade etmektedir:

Evrimci biyologlar, iki farklı alan üzerinde çalışmakta olduklarını şimdiye kadar fark edemediler; bu iki alan madde ve bilgidir... Bu iki alan, "indirgemecilik" olarak bildiğimiz formülle asla biraraya getirilemezler... Genler, birer maddesel obje olmaktan çok, birer bilgi paketçiğidir... Biyolojide genler, genotipler ve gen havuzları gibi kavramlardan söz ettiğinizde, bilgi hakkında konuşmuş olursunuz, fiziksel objeler hakkında değil... Bu durum, bilginin ve maddenin varoluşun iki farklı alanı olduğunu göstermektedir ve bu iki farklı alanın kökeni de ayrı ayrı araştırılmalıdır. . George C. Williams, The ThirdCulture: Beyond the Scientific Revolution, Simon & Schuster, New York, 1995. ss. 42-43

20. yüzyılda bilim DNA'daki bilginin, materyalistlerin iddia ettiği gibi, maddeye indirgenemeyeceğini ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla, doğadaki bilginin kaynağı da, materyalistlerin sandığının aksine maddenin kendisi olamaz. Bilginin kaynağı madde değil, madde-ötesi üstün bir Akıl'dır. Bu Akıl, maddeden önce vardır. Madde O'nunla var olmuş, O'nunla şekil bulmuş ve düzenlenmiştir. Bu aklın sahibi tüm alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Canlılığın kökeninde yer alan bu olağanüstü bilgi, materyalist felsefeyi çökertirken, alemlerin Rabbi olan Allah'ın apaçık varlığına sayısız deliller sunmaktadır.


BİR KİTAP YALNIZCA MÜREKKEP VE KAĞIT DEĞİLDİR

Okuduğunuz herhangi bir kitap,  kağıttan, mürekkepten ve içindeki bilgiden oluşur. Dikkat edilirse, kağıt ve mürekkep maddesel birer unsurdur. Kaynakları da yine maddedir: Kağıt selülozdan, mürekkep ise çeşitli kimyasallardan yapılır. Ama kitaptaki bilgi, maddesel bir şey değildir ve maddesel bir kaynağı olamaz. Her kitaptaki bilginin kaynağı, o kitabı yazmış olan yazarın zihnidir.


Ayrıca bu zihin, kağıt ve mürekkebin nasıl kullanılacağını da belirler. Bir kitap, önce o kitabı yazan yazarın zihninde oluşur. Yazar zihninde mantıkları kurar, cümleleri dizer. Bunları ikinci aşamada maddesel bir şekle sokar. Yani bir daktilo ya da bilgisayar kullanarak, zihnindeki bilgiyi harflere dönüştürür. Sonra da bu harfler matbaaya girerek kağıt ve mürekkepten oluşan kitaba dönüşürler. Profesör Phillip Johnson da bu örnek üzerinden DNA'nın kökenine şöyle dikkat çekmektedir:

Bir kitabın edebi üslubunu ya da anlamını, mürekkebinin ya da kağıdın fiziksel özelliklerinden meydana gelen vasıflarıyla açıklamaya çalışmak, oldukça mantıksız olacaktır. Mesaj bir yazardan gelir; mürekkep ve kağıt ancak araçtır. Aynı şekilde DNA'da yazılan bilgi DNA'nın ürünü değildir. Bilgi nereden gelmektedir? Yazar olan kim ya da nedir?1

Buradan da şu genel sonuca varabiliriz: “Eğer bir madde bilgi içeriyorsa, o zaman o madde, söz konusu bilgiye sahip olan bir akıl tarafından düzenlenmiştir. Bu akıl tüm evreni yoktan var eden Yüce Rabbimize aittir.”

1- Phillip E. Johnson, Defeating Darwinism by Opening Minds, InterVarsity Press, Illionis, 1997, s. 73.

 

ÜNLÜ BİLİM ADAMI ANTHONY FLEW
DNA’DAKİ KOMPLEKS YAPI ÜZERİNE İMAN ETTİ

“Elbette insanları etkiledim, bu yüzden vermiş olabileceğim büyük zararı gidermek istiyorum ve bunun için çaba göstereceğim.” (Anthony Flew)


Bir dönemin ünlü ateist felsefecisi Anthony Flew, DNA'daki kompleks yapı üzerine, 66 yıl boyunca savunduğu ateizmin, çökmüş bir felsefe olduğunu kabul etti. 81 yaşındaki İngiliz felsefe profesörü Flew, 15 yaşında ateist olmayı seçmiş ve adını akademik alanda ilk olarak, 1950 yılında yayınladığı bir makaleyle duyurmuştu. Sonraki 54 yıllık sürede, eğitim vermekte olduğu Oxford, Aberdeen, Keele ve Reading Üniversiteleri ile ziyaret için bulunduğu çok sayıda Amerikan ve Kanada üniversitesinde, tartışmalarda, kitap, ders ve makalelerde ateizmi savundu. Ancak Flew, yakın bir dönem önce, bu yanılgısını terk ettiğini ve evrenin yaratılmış olduğunu kabul ettiğini açıkladı. The Sundays Times'ta yer alan haberde evrim teorisi ile ilgili şunları ifade etmektedir:

Şuna ikna oldum ki ilk canlı maddenin, cansız maddeden evrimleşerek meydana gelmesi, ardından da olağanüstü komplekslikte bir canlıya dönüşmesi, açıkça söz konusu değildir.1

Bu köklü karar değişikliğinde etkili olan şey, modern bilimin yaratılış hakkında ortaya koyduğu açık ve kesin kanıtlardır. Flew, yaşamın bilgiye dayalı kompleksliği karşısında, canlılığın bilinçli olarak yaratıldığının farkına varmış ve bu inanç değişikliğinin temelinde yatan bilimsel sebepleri şu sözlerle açıklamıştır:
Biyologların DNA araştırmaları, yaşam için gerekli düzenlemelerin neredeyse inanılmaz olan kompleksliğini ortaya koyarak, yaşamın temelinde bilinç bulunmuş olması gerektiğini gösterdi.2

Flew'un fikir değişikliğinde temel sebep olarak gösterdiği DNA araştırmaları, gerçekten de yaratılış gerçeğine dair çarpıcı gerçekler ortaya çıkarmıştır. DNA molekülünün sarmal yapısı, genetik koda sahip oluşu, tesadüfü reddeden hassas nükleotid dizilimleri, ansiklopedik miktarda bilgi depolaması ve daha birçok çarpıcı bulgu, bu molekülün yapı ve fonksiyonlarının yaşam için özel olarak ayarlandığını ortaya koymuştur.

Uzun bir dönem ateizmi savunan Anthony Flew'un bilinçli yaratılışı kabul etmesi, ateizmin içinde bulunduğu çöküş sürecinde yaşanan son perdeyi yansıtmaktadır. Modern bilim, bir Yaratıcı'nın varlığını ortaya koymuş, böylece ateizmi devre dışı bırakmıştır.

Flew'u etkileyen bilim adamlarından Prof. Gerald Schroeder ise, Science Reveals the Ultimate Truth (Bilim Mutlak Gerçeği Ortaya Koyuyor) adlı kitabında, tüm evrende tecelli eden akıl ve bilgiden şöyle bahsetmektedir:

Tek bir bilinç, evrensel bir akıl, tüm evreni kaplamaktadır. Atomaltı maddenin kuantum doğasını araştıran bilimin bulguları, bizi hayranlık uyandırıcı şu kabulün eşiğine getirmiştir: Tüm varlık, bu aklın bir dışa vurumudur. Laboratuvarlarda bunu, ilk başta enerji olarak ifade edilmiş, sonra madde formunda yoğunlaşmış bilgi olarak gözlemliyoruz. Atomdan insana kadar her bir parçacık, her varlık; bir bilgi ve akıl seviyesi ortaya koymaktadır.3

Gerek hücrenin işleyişi, gerek maddenin atomaltı parçacıkları üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar, şu gerçeği inkar edilemez bir biçimde ortaya koymuştur: Evren ve yaşam, herşeye hakim, üstün akıl sahibi bir varlığın iradesiyle yoktan var olmuştur. Hiç şüphesiz, evreni her seviyede kuşatan bu bilgi ve aklın sahibi, üstün kudret sahibi Yüce Allah'tır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır.

Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (Bakara Suresi, 115)

1- Stuart Wavell, Will Iredale, “ Sorry, says atheist-in-chief, I do believe in God after all”, The Sunday Times, 12 Aralık 2004; http://www.timesonline.co.uk/article/0,,2087-1400368,00.html

2- Richard N. Ostling, “Lifelong atheist changes mind about divine creator”, The Washington Times, http://washingtontimes.com/national/20041209-113212-2782r.htm

3- Gerald Schroeder, The Hidden Face of God, Touchstone, New York, 2001, s. Xi.